CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, 15 Temmuz darbe girişimine giden sürecin yıllar öncesinden görülebileceğini belirttiği yeni kitabı “FETÖ’nün Belleği” ile okurla buluştu. Halk Kitabevi etiketiyle yayımlanan kitap, 2006 yılında İzmir’de bir belediye otobüsünde bulunan ve daha sonra devlete teslim edilen USB belleğin yaklaşık yirmi yıla uzanan hikayesini anlatıyor.
(ANKARA) – CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, 15 Temmuz darbe girişimine giden sürecin yıllar öncesinden görülebileceğini belirttiği yeni kitabı “FETÖ’nün Belleği” ile okurla buluştu. Halk Kitabevi etiketiyle yayımlanan kitap, 2006 yılında İzmir’de bir belediye otobüsünde bulunan ve daha sonra devlete teslim edilen USB belleğin yaklaşık yirmi yıla uzanan hikayesini anlatıyor.
Tuncay Özkan’ın kaleme aldığı “FETÖ’nün Belleği”, Halk Kitabevi etiketiyle yayımlandı. 352 sayfadan oluşan kitap, kitabevlerinde ve internet satış sitelerinde okurla buluştu.
Özkan’ın kitabında, 11 Aralık 2006’da İzmir’de bir belediye otobüsünde bulunan USB belleğin, Hava Kuvvetleri içerisinde 1996’dan 2006’ya kadar işletildiği belirtilen geniş çaplı bir fişleme ağının arşivini içerdiği kaydediliyor.
Kitapta yer alan bilgilere göre, söz konusu bellekte 15 bin 874 kişiye ait kayıt, 27 ayrı etiket ve bu kayıtları yönettiği öne sürülen 17 “abi” bulunuyordu.
Kitap tanıtımında, belleğin önce Ege Ordu Komutanlığı’na, ardından Kara Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri’ne ulaştığı, aynı içeriğin başka bir yoldan Tuncay Özkan’ın da eline geçtiği belirtildi. Özkan’ın bellekteki içeriği iki CD’ye kaydederek devlete teslim ettiği ifade edildi.
Özkan, kitabın arka kapağında bu süreci şu sözlerle anlatıyor:
“FETÖ’nün Belleği elime geçtiğinde, sadece bir arşiv değil, 15 Temmuz’un önceden yazılmış senaryosuna sahip olduğumu bilmiyordum.”
“BİR ORDUNUN KARA KUTUSU”
Kitapta, belleğin yalnızca sıradan bir veri arşivi olmadığı, Hava Kuvvetleri içindeki personel, aile yapısı, siyasi ve mezhepsel kimlik, sosyal çevre, yaşam tarzı ve kariyer süreçlerine ilişkin ayrıntılı bilgileri içeren bir fişleme sistemi olduğu savunuluyor.
Tanıtım metnine göre, bellekte yer alan kayıtlar arasında subaylar, astsubaylar, eşleri ve çocukları da bulunuyordu. Fişleme arşivinde kişilerin “Alevi”, “Kürt”, “Ülkücü”, “MİT”, “Casus”, “Menfi” ve “Giyim Tarzı” gibi başlıklarla sınıflandırıldığı belirtiliyor.
Kitapta, bu arşivden evlilik katalogları, 93 Alevi köyünün haritası, 135 subaydan oluştuğu belirtilen “A Takımı” listesi, terfi ve tasfiye süreçlerine ilişkin komisyon notları ile örgütsel şifrelerin çıktığı aktarılıyor.
Özkan, bellekteki bilgilerin, FETÖ’nün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanmasına ilişkin erken ve somut izler taşıdığını savunuyor.
“KENDİ KENDİNİ SORUŞTURAN, KENDİ KENDİNİ AKLAYAN YAPI”
Kitabın en dikkat çekici bölümlerinden birinin, belleğin devletin elindeyken nasıl karartıldığına ilişkin anlatım olduğu belirtiliyor. Tanıtıma göre, Hava Kuvvetleri bünyesinde kurulan Güneş Çalışma Grubu, 2007 yılında bellekteki verileri inceleyerek 173 personel hakkında “irticai faaliyetler içerisinde olduğu belirlenmiştir” tespitinde bulundu. Ancak aynı dosyanın iki yıl sonra, “Olumsuz herhangi bir hususa rastlanılmamıştır” ifadesiyle kapatıldığı kaydediliyor.
Özkan, kitabında, dosyanın kapatılmasında imzası bulunan kişilerin daha sonra darbe girişiminin ardından verdikleri ifadeleri de belgeleriyle yayımladığını belirtiyor. Kitapta, söz konusu imzacıların örgütün sohbet halkalarından geçtiği iddia ediliyor.
Bu nedenle Özkan, yaşanan süreci “FETÖ’nün kendi kendini soruşturması ve kendi kendini aklaması” olarak tanımlıyor.
Kitabın arka kapağında bu bölüme ilişkin dikkati çeken soru ise şöyle yer alıyor:
“Peki, kimler Öksüz’ü ağlarken güldürdü?”
“BU DARBE ON YIL ÖNCEDEN ÖNLENEBİLİRDİ”
Kitapta, USB belleğin devlete teslim edilmesine rağmen gerektiği gibi değerlendirilmediği, soruşturmanın karartıldığı ve böylece 15 Temmuz’a giden yolda kritik bir fırsatın kaçırıldığı savunuluyor.
Tanıtım metnine göre Özkan, belleği devlete teslim ettikten sonra Ergenekon davası kapsamında tutuklandı ve Silivri’de beş buçuk yıl hapis yattı.
Kitapta ayrıca, belleğin daha sonra 15 Temmuz darbe girişiminin sivil imamı olarak bilinen Adil Öksüz’e götürüldüğü ve imha edildiği öne sürülüyor.
Özkan’a göre, bu karartmanın faturası, 15 Temmuz 2016 gecesi kesildi. Darbe girişiminde 251 kişi şehit oldu, 2 bin 193 kişi gazi oldu.
Yazar, kitapta “Guguk Kuşu Operasyonu” adını verdiği sızma düzenini anlatırken, darbe girişiminin yıllar öncesinden engellenebileceğini savunuyor.
Kitapta yer alan ana tez, “Bu darbe on yıl önceden önlenebilirdi” cümlesiyle özetleniyor.
Özkan, “Karanlıkta kalan gerçekleri öğrenme zamanı geldi, hatta geçti bile” sözleriyle kitabın amacını ortaya koyuyor.
EVLİLİK KATALOGLARI: BİR AİLE, BİR HÜCREDİR
Kitabın “Arşivin karanlık odaları” başlıklı bölümlerinde, bellekte yer aldığı belirtilen bazı dosyalar ve örgütsel işleyişe ilişkin detaylar da aktarılıyor.
Tanıtım metnine göre, örgüt bekar mensupları için evlilik katalogları oluşturdu. “EVLENMEK İÇİN GELEN KIZLAR HAKKINDA.xls” gibi dosyalarda, adayların kod adı, yaş, boy, kilo, memleket ve mal varlığı gibi bilgilerle kaydedildiği belirtiliyor.
Kitapta, izdivaç görüşmelerine yalnızca “5/5’lik güvenilir” notu alan kişilerin katılabildiği ifade ediliyor. Bir kadın adayın fişine düşülen not ise şu şekilde aktarılıyor: “Fotoğrafının verildiğinden bile haberi yok. Evliliğe hazır değil. Özkan’a göre bu sistemin amacı evlilikten çok örgütsel sadakati güvence altına almaktı. Kitapta bu anlayış, “Bir aile, bir hücredir” sözleriyle tarif ediliyor.
İMZASIZ MEKTUPLAR: ŞÜPHE YETER
Kitapta, arşivin “mektupluk” klasörlerinde, hedef alınan subaylar hakkında kullanılmak üzere çeşitli iftira ve dedikodu notlarının tutulduğu da yer alıyor. Tanıtım metnine göre, bu klasörlerde, “bekar evi” iddiaları, “içki”, “kadın” ve “namus” başlıklı suçlayıcı notlar yer alıyordu. Bir örnekte hedef alınan kişiler için “Bu ikisi adidir ve pisliktir” ifadesinin kullanıldığı aktarılıyor.
Özkan, imzasız mektupların örgüt tarafından bir yöntem olarak kullanıldığını savunuyor. Kitaba göre, bu yöntemde amaç doğrudan kanıt oluşturmak değil, kişinin siciline ve terfi sürecine şüphe düşürmekti. Tanıtımda bu yöntem, “kanıt aranmaz, şüphe yeter” sözleriyle özetleniyor.
Kitapta, sicile bir kez “iddia mevcut” ifadesinin girmesinin, terfi kurullarında kişinin önünün kesilmesi için yeterli olabildiği belirtiliyor. Ayrıca Yargıtay’ın 2017 yılında isimsiz mektupları örgütün suç yöntemi olarak değerlendirdiği hatırlatılıyor.
SEÇİCİ KURULLAR: ELEME MAKİNESİ
Özkan’ın kitabında, fişleme kayıtlarının yalnızca bilgi toplamak için değil, personel tasfiyesi ve kariyer planlaması için kullanıldığı anlatılıyor.
Tanıtım metnine göre, kişiler “menfi” ve “müsbet” olarak ayrılıyor, haklarında gerekçeli değerlendirmeler yapılıyor ve bu bilgiler sicil süreçlerine dolaylı biçimde yansıtılıyordu.
Kitapta yer alan en çarpıcı örneklerden biri, personel atamalarından sorumlu bir kıdemli albay hakkında tutulan fiş olarak aktarılıyor. Söz konusu notta şu ifadelerin yer aldığı belirtiliyor:
“ALEVİ. GENERALLİĞE OYNUYOR. LAF DEĞİL, YAPILMIŞ İŞ İSTİYOR.”
Özkan, başkalarının kariyerini değerlendiren kişilerin de aynı zamanda örgütün değerlendirme listelerinde yer aldığını vurguluyor.
Kitapta, önü kesilen her “menfi” subayın yerine örgütün kendi adaylarının yerleştirildiği, 15 Temmuz gecesi görev alan bazı pilotların da bu kadrolaşma sürecinin sonucunda kritik görevlere gelebildiği vurgulanıyor.
“TAKİYE LABORATUVARI”
Kitabın bir diğer bölümünde ise örgütün kimlik gizleme yöntemleri ele alınıyor. Tanıtıma göre, fişlerde askerler “müsbet” ve “menfi” olarak ayrılıyor. “Müsbet” kişiler kazanılabilir, “menfi” kişiler ise kazanılamaz olarak değerlendiriliyor.
Kitapta “menfi” olarak sınıflandırılan kişiler arasında “Alevi”, “solcu”, “Atatürkçü” ya da “modern yaşam tarzına sahip” olanların yer aldığı belirtiliyor.
Özkan, örgütün en güvendiği mensuplarına aidiyetlerini gizlemeleri için sistematik bir kamuflaj uygulattığını da belirtiyor. Fişlerde yer alan bazı notların doğrudan bu kamuflajı gösterdiği, notlarda “Eşi kapalıydı, açıldı” ve “Gizli gizli içki içiyor” şeklindeki ifadelerin yer aldığı aktarılıyor.
Özkan bu bölümü, “Gizli servis işinin adını takiye koymuşlar” cümlesiyle özetliyor.
“ŞİRKET” JARGONU VE CASUSLUK BENZETMESİ
Kitapta, örgütün kendi iç yazışmalarında kendisini “şirket” olarak adlandırdığı da belirtiliyor. Özkan, bu jargonun casusluk literatüründeki “The Company” ifadesiyle benzerliğine dikkati çekiyor. Kitapta, CIA’in casusluk literatüründe “The Company” olarak anıldığı hatırlatılarak, FETÖ’nün de bazı çalışma yöntemlerini gizli servis usullerinden aldığı anlatılıyor. Tanıtım metninde, hücre tipi örgütlenme, kod adları, keyfiyet notları ve mahrem imamlar bu benzerlik kapsamında sıralanıyor. Kitaptaki değerlendirme ise “Cemaat olmuş gizli servis” cümlesiyle aktarılıyor.
“DEVLETİN KENDİ KAYITLARI İÇERİDEN SIZDIRILDI”
Özkan’ın kitabında en önemli tespitlerden biri, bellekteki bilgilerin niteliğine ilişkin. Kitaba göre, arşivde yer alan sicil, tayin, aile ve personel bilgileri ancak devletin kendi sistemlerinden alınabilecek nitelikteydi. Bu nedenle kitapta, söz konusu arşivin yalnızca bir cemaat takibi olmadığı, devlet kayıtlarının içeriden dışarıya sızdırıldığı bir casusluk faaliyeti yürütüldüğüne işaret ediliyor. Kitapta bu durum, şu sözlerle ifade ediliyor:
“Bu sıradan bir cemaat takibi değildir. Devletin kendi kayıtlarının içerden casuslukla dışarıya sızdırılmasıdır.”
Tanıtımda, bu ağın gölgesinde NATO karargahının da bulunduğu belirtilirken, ayrıntıların kitapta yer aldığı ifade ediliyor.
MARMARİS BÖLÜMÜ: BİR SAAT FARK
Kitapta, 15 Temmuz gecesi Marmaris’te yaşananlar da ayrı bir başlık olarak ele alınıyor, 15 Temmuz gecesi Çiğli’den kalkan iki helikopterin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Marmaris’te kaldığı otele yöneldiği hatırlatılıyor. Ekibin otele ulaştığında Erdoğan’ın yaklaşık bir saat önce ayrıldığı, otelin önünde çıkan çatışmada iki kişinin şehit olduğu belirtilen kitapta, o ekibin Çiğli’den çıkabilmesini sağlayan kadrolaşmanın hazırlığının, on yıl önce USB belleğe kaydedilmiş olduğunu anlatılıyor.
ARŞİVDEKİ DİĞER ÇARPICI AYRINTILAR
Kitap tanıtımında, bellekte yer aldığı belirtilen bazı başka ayrıntılar da dikkati çekiyor. Bunlardan biri, belleğin içindeki “ZAMAN.DAT” adlı propaganda videosu. Tanıtıma göre, videonun son cümlesi “GENE GELECEKLER” ifadesiydi. Bu kaydın tarihinin ise 2006 olduğu belirtiliyor.
Ayrıca fişlerde 132 ayrı bilgi alanı bulunduğu, bu alanlarda eşlerin kıyafetinden çocukların okullarına kadar çok sayıda kişisel bilginin kaydedildiği aktarılıyor. Bir albayın eşi ve komutanlarına aynı anda gönderilen dezenformasyon mektuplarının ham maddesinin de arşivde yer aldığı belirtiliyor.
Kitabın kapağında yer alan çekmece ve sekmelerin ise arşivdeki gerçek etiket başlıklarından bazılarına gönderme yaptığı ifade ediliyor.
RAKAMLARLA BELLEK
Kitap tanıtımında belleğe ilişkin öne çıkan sayılar şöyle sıralanıyor:
15 bin 874 fişlenen kişi, 27 etiket, 17 abi, 173 tespit ve 93 köy haritası.
Bu rakamlar, Özkan’ın kitabında anlattığı yapının yalnızca bireysel takiplerden ibaret olmadığını, sistematik, kurumsal ve uzun yıllara yayılan bir fişleme düzeni kurulduğunu ortaya koyduğu iddiasının temelini oluşturuyor.
Muratpaşa Gündem, “Akdeniz’in Kalbinden Net Haber” anlayışıyla ilçeden yükselen tüm gelişmeleri hızlı, net ve tarafsız bir şekilde sunan; Muratpaşa’nın nabzını tutan güçlü bir haber platformudur.
Yorum Yap